خَيْرُ النَّاسِ مَنْ يَنْفَعُ النَّاسَ

İnsanların en hayırlısı insanlara faydalı olandır.

2/07/2014

Lokumlu Kurabiye | Bu kültür bizim değil!



Benim çocukluğumda annelerimiz çalışmazdı.

Okuldan eve geldiğimde boynumdaki anahtarla kapıyı hiç açmadım.
Hatta babanım bile anahtarı yoktu. Annem evimizin bir parçası gibiydi, hep evdeydi.


Her yere birlikte giderdik, zaten öyle çok da gidilecek bir yer yoktu ki

En büyük eğlencemiz sokaklarda oynamaktı.
Sokakta oynamak diye bir kavram vardı yani.


Cafelerde, alış veriş merkezlerinde buluşmazdık.

Okula arkadaşlarımızla gider, birlikte çıkar, oynaya, zıplaya
yürüyerek gelirdik.

Servis falan yoktu. Ayakkabılarımız eskirdi.

Hatta öyle olurdu ki; çantalarımızı kaldırımlara koyar oyuna bile dalardık.

Annelerimiz bu durumu bildiklerinden,
kardeşlerimizle bizlere ekmek arası bir şeyler hazırlar gönderirdi.


Mahallemizdeki teyzeler annemiz gibiydi. Susayınca girer evlerine su içerdik.
Ya da pencereden bir sürahi bir bardak uzatır, hepimiz aynı bardaktan kana kana içerdik.

Kısacası evine girip gelen (ki sadece çişi gelen giderdi evine) elinde mutlaka yiyecekle dönerdi.
Anneleri o arada çocuğuna verdiği şeyden bizlere de gönderirdi.

Bu bazen bir kurabiye bazen bir meyve olurdu.
Cebimizde harçlığımız olduğunda düşmesin diye çıkarır çantamızın üstüne koyar oyun bitince geri alırdık.

Çok garip ama kimse almazdı. Sokaklarımız evimiz kadar güvenli idi.
Düşünce kaldırırlar, kavga edince barıştırılırdık. Polisler gelmezdi
kavgalarımıza, zabıtlar tutulmazdı.

Sonra kavgalarımız da öyle ustura, falçata ile olmaz,
onlar nedir bilmezdik bile, asla kanla falan da bitmezdi,
en fazla saçlarımızdan çeker, hayvan adları sayar, tekme atar, yine oyuna dalardık.

Birbirimizin suyundan içer, elmasına diş atardık.

Misket oynamaktan parmaklarımız kanar yine de mikrop kapmazdık.

Azar işitip, acillere taşınmazdık.

Düşerdik ekmek çiğner basarlardı alnımıza, oyuna devam ederdik.

Röntgenlere, ultrasonlara girmezdik.
Ben bizim çocukluğumuzu çok özledim.
Sokaklarımız ruhsuzlaştı sanki.


Komşumu tanımıyorum ama evinin camında temizliğe gelen kadını haftada bir görür kolay gelsin der konuşurum.

Onun dışında orada kim oturur hiç bilmem.

Evimizi kendimiz temizlerdik, kapı silmece; bilmem kaç kuruş
hepimizin elinde bezler güle oynaya bitirirdik işleri.

Evlerimiz var içinde yaşayan yok.
Parklarımız var içinde oynayan çocuk yok.

Ama her yıl sökülüp yenilenen kaldırımlar, lüks binalar, ışıl ışıl vitrinler, girip çıkan yapay insanlar…

Ruh yok, buz gibi buz, bu biz değiliz..

Tahta iskemlelerimiz de oturan yaşlılarımız, onlara dede, nene diye hatırını soran çocuklarımız yok oldu.

Ben kapılarında ” vale ” lerin, ” bady ” lerin beklediği yerlerden hep korkmuş çekinmişimdir.

Kapısını çarparak örtüyor diye çocuğuna kızıp, taksidini bitiremediği arabanın anahtarını, hiç tanımadığı birine vermek ters gelir bana.

Benim değildir bu kültür.

Ne ruhuma, ne kültürüme ne de cüzdanıma hitap eder.

Nedir bunlar?

Reklamlarla desteklenen beyni, ruhu ele geçirilmiş insanlar olduk.

Birbirimize yabancı, yalnızlıklarımızla yaşar olduk.

İyi de neden böyle olduk ?
Biz mi istemiştik?
Yoksa hak mı ettik?
Ya sizce ?


Alıntıdır.




Lokumlu Kurabiye

Malzemeler:

* 175 gr tereyağı (oda ısısında yumuşamış)
* 2 yemek kaşığı yoğurt (60 gr)
* 2,5-3 su bardağı un (250 gr)
* 75 gr pudra şekeri
* 1 tatlı kaşığı kabartma tozu
* 1 paket vanilya 


İçi için:

Lokum çeşitleri


Üzeri için:

* Pudra şekeri


Yapılışı:

Tereyağı ile pudra şekerini bir kapta karıştıralım. 
Yoğurdu ilave edelim.
Kabartma tozu, vanilya ve unu azar azar ekleyerek yoğurmaya başlayalım. 
Hamur ele yapışmayacak kıvama gelince ceviz kabuğu büyüklüğünde koparıp avucumuzda açalım. 
El ayası kadar olunca ortasına lokum koyarak uçlarını birleştirip dikkatlice yuvarlayalım.
Tarifi aldığım blogta hamuru merdaneyle açıp tırtıllı keserle şeritler halinde kesmişler ve lokum koyarak sarmışlardı. Oldukça hoş bir görüntüsü vardı o şekilde de hazırlanabilir..

Isıtılmış 170 derece fırında altı ve üstü hafif pembeleşinceye kadar pişirelim.
Fırından çıkınca soğutup pudra şekeri serperek servis yapabiliriz ;)

Âfiyet, şifâ ola..;)






2/02/2014

Erikli Muffin | Tozlarımız..



"Her şey bu kadar basit aslında” dedim kendi kendime;

"Dünya tozlanan bir yerdir."

Bütün insanlar toz almak için gelirler dünyaya.

Kimisi bir ülkenin tozunu alır, kimisi bir sehpanın, kimisi bir ceketin.

Ama bazen bir gözün tozunu almak gerekir dünyada, kabul etmek lazım en zoru budur.*


~ ~ ~

Çok fazla tozlu raflarımız var Zinnur. İşi öteki'lere yüklemeye o kadar alışmışız ki, kendi tozlarımızdan kurtulmak için bile başkalarını kullanıyoruz. Kendi günahlarımıza yanmayıp öteki'nin en ufak bir hatasını devleştirip büyütebiliyoruz. Bunu ne yazık ki hiç acımadan / düşünmeden yapıyoruz. Önce kendi kapımızın önünü temizleyelim, sonra herkes kendisine baksın.. Tozlar her yerimizi kaplamış ama içerisi kadar olamaz Zinnur!
O kadar ki içimizdeki iyiliği emreden 'O ses' artık tek kelâm etmiyor, sıranın ona gelmesini beklemekten hayli yorgun. Çünkü biz önce içimizdeki sesleri susturduk sonra dışarıdaki sevdiklerimizin ağzını bağladık; her meselede tek hükümdar biz olalım diye murad ettik. Biri yanlışlıkla ayağımıza mı bastı? Hemen feryâd ettik. 'Hata'ydı (nisyân) diğer adı insanın ve bunu başkalarına çok gördük de kendimize hayli yakıştırdık.

Dışarı bak Zinnur, kocamanmış bu dünya, renkleri desenleri hep farklı, ne kadar da albenisi var değil mi? Ama insan hep aynı insan. Kibir, büyüklenmek, sevmediğini ötekileştirmek hep aynı..
Tozlar her yerde ve onun olduğu yerde Biz.. Ama kendimize toz kondurmayan yine Biziz..
Çünkü biz, bu "biz" var ya yanılgıların kıyısına hiç yaklaşmayız bile. Ömür dudağının arasındaki birkaç nefesten ibaretken biz bu varlık ile yokluğun arasında debelenir dururuz. Ömür ölüme kavuşmak için çabalar durur, biz ömre yetişmek için.. Birincisi ne kadar kaçınılmaz ise ikincisi o kadar imkansızdır. Ve sonunda biz yine yenilginin acısını duyarız içimizde. Çünkü biz;
Dünyanın mı ölümde yoksa ölümün mü dünyada konakladığını birbirine karıştırdık kimi zamanlar.*

Bir damla içtik ki dünyadan içmez olaydık, bakmaz olaydık namahreme, sönmez olaydı gözlerimizin nuru değil mi? Damla denize delalet eder, etti de ve bir damlası yetti de.. Beden bir gemi mesabesinde insanı gideceği limana ulaştıran.. Deniz ise dünya.. Su gemiyi ayakta tutar ama içine girerse batırır, dünya bizi kaç defa kendi sahamızda yendi acaba. Dünya ki, en ednâ yani alçak olan, bizi alçalttı da merhametin, şefkatin ve birlik olmanın verdiği huzuru, lezzeti unuttuk. Dikenleri gül bildik, gülleri görmez olduk. Varlık bize çok geldi...

"Bunca varlık var iken,
Gitmez gönül darlığı"  (Y.Emre)

Çokluk bile fazla geldi.. Oyalandık durduk...

أَلْهَاكُمُ التَّكَاثُرُ

"Çokluk sizi oyaladı.."



Zinnur, gel sen değişme sonsuz denizi(ahireti) bir damlaya. Herkes ölecek yaşta. Varlıkla oyalanma, varlığı sadece var olmaya devam etmek için değerlendir. Kendini bu dünyadan yok say. Unutma ki, sen bir zamanlar yoktun, 
gün gelecek yok olacaksın, 
öyle ise şimdiki varlığın ârizi, 
yani sen YOKsun....


~ Dml    |   3.2.2014

* Kovulmuşlar Evi - Ali Ayçil








Erikli Sünger Muffin..


Malzemeler:
100 gr tereyagi
150 gr seker
3 yumurta
225 gr un
3 cay kasigi kabartma tozu
1 yemek kas portakal kabugu rendesi
2-3 yemek kasigi portakal suyu
Bir kucuk kase dogranmis Mürdüm Erigi


Yapılışı:
Tereyagi ile sekeri köpürene kadar cirpalim, yumurtaları teker teker ilave edelim. Undan 1 yemek kasiği ilave edelim. Kalan unla kab tozunu karistiralim. Portakal suyu ve unu azar azar ekleyelim. Kalibin yarisini dolduracak şekilde hamurdan koyup erik dilimi yerleştirelim sonra erik görünmeyecek kadar kadar tekrar üzerine hamur dökelim. Isıtılmış 170 derece fırında pişirelim.


Âfiyet şifâ ola;)








10/17/2013

Anneanne Kurabiyeleri




Her merhabanın bir yüzü vedaya dönüktür.Merhabalar ne kadar güler yüzlü ise, vedalar da o kadar hüzün rengidir. Her türlü kavuşmanın sonunda bir ayrılık olacağını düşünmek, bütün kavuşmaların tadını kaçırır sanki.
Kavuşmadan çok ayrılıklarla yüzleştiğimizdendir ki, kavuşmalarımızda da buruk bir tebessüm vardır. Elimizi her uzatışın ardından boşalan avuçlarımız ötelere açılır yeniden. Bittiğini sandığımız çizgiden sonra yeni ufuklara dikilir bakışlarımız. Yani ki dünya yürüyüşümüzde her kavuşma sonrasında saadetimizin çoğalacağını düşünürken, sonrasının hüznü soğuk bir rüzgâr gibi dolar içimize.
Neye kavuşsak, kime varsak, nedense saklı ve derin bir boşluk kalır içimizde. Onun bir türlü dolmadığını, doymadığını her daim hissederiz. Ve anlarız ki, buradaki hiçbir şey o boşluğu doldurmayacaktır. Biliriz ki o arzu ebede dönük, o arzu ebede müştaktır. Yaşadığımız süre içinde de içimizdeki gurbet, yüreğimizdeki hüzün hep var olacaktır.
Yüreğimizin derinindeki o ses “ebed ebed” diye seslenirken “fani”lere takılıp kalmak ve onlardan geçememek bir o kadar huzurumuzu da yele verecektir.

Semerkand Dergisi



Malzemeler:

3 yumurta (birinin akını üzerine)
1,5 su bardağı pudra şekeri
250 gr tereyağı (oda ısısında yumuşamış)
1/2 kahve fincanı sıvıyağ
3,5 - 4 su bardağı un 
1 pkt kabartma tozu
2 yemek kaşığı kakao


Yumurtalardan birinin akını kenara ayırıp kalanı pudra şekerle karıştıralım. Tereyağını ve sıvıyağı ekleyelim çırpalım. Kabartma tozunu katıp 3,5 su bardağı un ilave edelim. Yoğuralım. Hamurun yarısını bölelim, kakao ile yoğuralım. Sade hamurun kıvamını ayarlamak için biraz daha un ekleyebiliriz. Sade hamur ile kakaolu hamurdan ceviz büyüklüğünde koparıp avucumuzda yuvarlayalım. Bütün hamuru şekillendirdikten sonra kurabiyeleri önce ayırdığımız yumurta akına sonra da bir kase içerisinde karıştırdığımız şekerli hindistan cevizine batıralım. Önceden ısıtılmış 200 derece fırında pişirelim. 




9/07/2013

Bol Haşhaşlı Ekmekçikler | Son Fasıl

Eylül..
Yaprak yaprak özlemler gönderdiğim..
Avuç avuç yapraklar biriken eteğinde hazanın,
Bir arınma dönemi yüklerinden, kirlerinden..
Içini çeken bir çocuk gibi bulutlar
Ha yağdı ha yağacak..
Kırmızı elbiseli kızın eteğinde yapraklar
Yaprakların yüzünde burukluk..

Eylül hazan, hazan ise hüzün demek diyor havayı koklayan adam
Havada bir gidiş kokusu..
Bu bir gitmeler mevsimi.. Bitmeler mevsimi..
Biteviye bir devinim
Soluk bir el-vedâ dudağında sabahın,
Küçük kızın Güneş değmiş saçlarına zeval gelmesi gibi
O güzelim saçları kaybetmesi gibi
Bir terk-i diyârdır Eylül..
İçinin tellerini titreten..

İskender Pala'nın dilinden:

"Eylül işte; nâm–ı diğer melal... 

Tenha yollar, aşınmış günler, hayata dar gelen arzular ve kanadı kırık kuşlar...

Tabiatın birden uyanıp gerçeği gören yüzü...
Kıymeti bilinmeyen lezzetin çamurlara bulaşmış sarı bir acılık tarafından istilasına karşı şaşkınlık...
Acıların beyhude, sevinçlerin zavallı, mutlulukların fanî olduğunu anlamanın dehşeti... "

Eylül hayırlara huzurlara gark ede cümlenizi, bizi, cümlelerimizi, ve dahi tüm yaşanılacakları..

Selâm ve muhabbet ile...

~ Dml





* 12-14 adet

hamuru için:

1 paket kuru maya
2 su bardağı ılık su
1/4 su bardağı tozşeker
1 tepeleme tatlı kaşığı tuz
1/3 su bardağı sıvıyağı
6- 6,5 su bardağı un

üstüne: 1 adet yumurtanın akı ve 1/2 su bardağı haşhaş tohumu (yoksa susam)


Yapılışı: 
Büyük ve derin bir kapta ılık su, şeker, tuz ve sıvıyağı karıştıralım.
Diğer kapta 4 su bardağı unu kuru maya ile birlikte harmanlayalım. Bu karışımı sulu karışıma yedirerek ilave edelim.
Kalan undan 1,5 su bardağı ekleyelim ve yoğurmaya başlayalım. Un yeterli gelmezse, hamur kendini toparlayıncaya kadar eklemeye devam edelim. Hamur ele yapışmayacak kıvamda olup sert de olmamalı.
Hamuru, zeytinyağı sürülmüş derin bir kaba alalım. Üstünü temiz bir mutfak beziyle veya havluyla kapatalım ve hamur iki katına çıkana dek yaklaşık bir saat oda sıcaklığında dinlendirelim. (Tarifinde oda sıcaklığından daha ılık bir ortam diyordu) 

Hafif unlanmış tezgahta hamuru tekrar toparlayalım. 10 dk daha kaba koyup dinlendirelim.

Hamuru 12-14 bezeye ayıralım. Her birini top şekline getirelim. İki tepsiyi de yağlı kağıt ile kaplayalım. (veyahut sıvıyağ ile yağlayalım) Hamur toplarını aralarında 2 cm boşluk bırakarak tepsiye dizelim. 10 dk daha bu şekilde tepside dinlendirelim.

Fırını 180 derecede ısıtalım. Hamurların üzerine bir fırça yardımıyla yumurta akından sürüp haşhaş tohumu koyduğumuz kaseye tek taraflı olarak bandıralım. Üzerine yıldız şekli vermek için geniş ağızlı bir duy kullandım. Ama şekle takılmamak adına bir bıçakla çarpı şeklinde çizikler atılabilir. Ve poğaçaları ısınmış fırına verelim.

Poğaçalarımızın üstü haşhaş olduğu için pişip pişmediğini kenarlarından anlayabiliriz. Ve tabi ki eve yayılan mis gibi kokusundan.. ;)

Âfiyet, şifâ ola efendim..













9/03/2013

Kedi Dilli Kazandibi | Bir Duâ


Eskiler böyle duâ ederlermiş hep ,
Ne güzel bir duâdır bu yâ Rabbî çağa karşı! 

"Allâh seni toplasın!"

Gözünü..
Kulağını..
Aklını..
Yüreğini..
Hayâlini..

Toplasın ağyardan..
Sana "el" olan sınırlardan..

"Allâh seni toplasın!" 

Toplanmazsan dağılacaksın çünkü..
Dağılınca da dağıtacaksın!
İşte toplumlardaki kargaşaların sebebi hep bu "dağınıklık"

Her parçamız bir yerdeyken, 
Ne kendimiziz ne de kendimizdeyiz.. 
Üstelik "biz"i bitirdiğimiz gibi "gayrımızı" da bitirmekteyiz..

İşin esâsı Tevhid,anlayana..

"Topla bizi ya Rabbî!"

Elimizi, dilimizi, gözümüzü, kulağımızı, aklımızı, hayâlimizi,
Topla yüreklerimizi ne olur.. 

Vakittir duâ olsun çağa karşı,
Hala diri kalan bir yürek yarımızdan..

~ Ayşe Reşad





Malzemeler:
1 litre süt
2 yemek kaşığı pirinç unu
2 yemek kaşığı mısır nişastası
2 yemek kaşığı un
1 su bardağı toz şeker
1 tutam tuz
4 yemek kaşığı pudra şekeri
Yapılışı:

Un, nişasta ve pirinç ununu derin bir kâsede karıştıralım.
İçine 1 su bardağı süt ekleyip topaklanmaması için bir çırpma teli ile çırpalım.
Tencereye kalan sütü, tozşekeri ve tuzu ilave edip karıştıralım.
Orta dereceli ateşte sürekli karıştırarak kaynatalım.
Kaynamış sütten 1 kepçe alıp nişastalı karışıma ekleyelim ve karıştıralım.
Nişastalı karışımı kaynayan tencereye ekleyelim, güzelce karıştıralım.
Bir iki taşım kaynattıktan sonra ocaktan alalım.
Orta derinlikte bir tepsinin tabanına pudra şekerini serpelim.
Üzerine muhallebinin yarısını döküp, yayalım.
Süte batırdığımız kedi dillerini muhallebinin üzerine tek sıra halinde dizelim.
Kalan muhallebiyi yayalım.
Tepsiyi ocağın üzerine alıp her iki tarafını çevirerek pişirelim.
Şeker eriyerek muhallebinin pişen tarafları karamelize olana dek pişirelim.
Pişen tatlı tepsisini içi su dolu bir diğer tepsinin içine yerleştirelim.
Oda sıcaklığına geldikten sonra buzdolabına kaldırıp 3 saat dinlendirelim.








 

Oburumben Copyright © 2009 Cookiez is Designed by Ipietoon for Free Blogger Template